„Hoca efendilerimiz sözgelimi namazı bir derste, orucu öbür derste öğretmeli ve bir derste de Müslüman kültürüne göre tüketmeyi mutlaka öğretmelidirler. Zira insan tükendikten sonra tüketmeyi öğrenmesi de bir işe yaramıyor. Rabbimizin nimetlerini kendimize kısıtlamamız suç olduğu gibi onlara dalmamız da suçtur. Hiç et yemeyen bir aile şayet imkânı var da pintilikten dolayı böyle yapıyor ve ayda belli bir miktar (vücudun ihtiyacından dolayı) et alıp yemiyorlarsa Allah Teâlâ bunun hesabını soracaktır. Helalleri haramlaştırmak bir suçtur.
Şeriatımız bizim için bir tüketme ölçüsü koymuştur. Bunlar üç kalemde başlıklanır: Zorunlu, gerekli, zevk için.
Mesela: Altı nüfuslu bir evde ekmek zorunlu bir harcamadır, zeytin-peynir gereklidir, çokokrem vb. zevk içindir. Yaz-kış avreti örtecek kadar giyinmek zorunludur, üstüne ceket giymek gereklidir, papyon takmak zevk içindir.
Bu üç kademe haram değildir. Ama birinci kademe olan zorunluluklar dururken zevk için yatırım yapmak haramdır. Henüz ev taksiti bitmemişken bir de araba taksitine girmek akıllılık değildir. Bir talebenin kalemi-defteri zorunludur, çantası gereklidir, kaleminin üstünde bir oyuncak olması zevk içindir. Yeme-içmede, giyinmede, mesken işlerinde, tatilimizde, eğlenmede şeriatımızın getirdiği ölçü sıralaması bu şekildedir. Zorunluları hallet, gereklilere geç, zevklenirsen bu da artanlardan olsun.
Hayatımızın bütünü için geçerlidir bu ve hatta ibadetlerimizde de aynen böyledir: Beş vakit namaz zorunludur, anne- babaya hizmet etmek gereklidir, perşembe günü oruç tutmak ise isteğe kalmıştır. Fakat mide ameliyatı olmuş biri tutup da perşembe oruçlarını kaçırmamaya azmederse yaptığı yanlıştır, haramdır. Çünkü şeriatın terbiyesi öncelikle zorunlulukları halletmek üzerinedir, zorunluluğu, yani sağlığı.
Bir annenin üç çocuğu var; akşam hepsi evde toplanıyorlar, kimi okuldan kimi işten gelmiş. Mutfaktan mis gibi kokular geliyor. “Ne yaptın anne?” sorusuna, “size güzel bir pasta yaptım” dese bu normal olur mu? Akşama kadar inşaatta çalışan biri eve gelince önce pasta mı ister? Demek ki burada bir öncelik sıralaması gözetilmemiştir.
Bunlar konuşulduğunda/ yazıldığında gülünç gelen durumlar olabilir ama hayatı böyle yaşadığımız da bir gerçektir ne yazık ki. Çocuğuna yüz yirmi ay taksitli borç bırakan bir insan bayramlık elbise neden alıyor? İşte bu çarpıklıkların hepsi, bizden olmayanların etkisi altında kalmamızdan, kendimizi törpületmemizden kaynaklanmaktadır.
Müslümanların mahallesinde evvela cami mi iffet ve onurlarının muhafazası için lazım olan medrese/ okul mu diye sorsak bu ikisinin biri zorunlu biri gerekli olacaktır. Şayet Müslümanların cami inşaatına zaman ve emek ayırmaları durumunda o iş bitene kadar çocukları Kur’an öğrenemeyecek, eğitim alamayacak durumdaysalar cami gerekli, medrese zorunludur. Yeri gelir, cami dahi listenin gerisine taşınabilir.
Bir çocuk yalan söylemeyi anne-babasından öğrendiğinde nasıl ki anne-baba vebale giriyorsa müsrifliği öğrenmesi durumunda yine vebaldedirler. Ümmetimizin nesillerinin yetişmesi için bir pozisyonda duranlar bunu hesaba dikkatli katmalıdırlar. Bilhassa âlimler-hocalar, ümmet-i Muhammed’e örnek olmak mecburiyetinde ve çok hassas davranmalıdırlar. Hele siyasetçiler Allah’tan utanmalı, kamu mallarıyla fors atarak kötü örnek olmaktan kaçınmalıdırlar. Kamu binaları debdebeli inşa edilmemeli, gerekli unsurlar (ör: konferans salonu) eklenmeli, ümmetimizin bağrındaki dertler kapandığı gün lükse yatırım yapılabilmelidir. Harun Reşid, parayı koyacak yer bulamayınca Bağdat’ı donatmıştır. Ama biz o zamanda değiliz; hâlâ aç insanlar, geçimini sağlayamayacağını düşünüp aptalca intihar eden babalar var.
Böyle yığınla işimiz varken çok zorunlulardan başımızı kaldırıp gereklilere bile fırsat bulup bulamayacağımız düşünülmelidir – lüks yatırım şöyle dursun.“
Kaynak: Yıldız, Nureddin. Internet Fıkhı. Istanbul: Tahlil Yayınları, 2018: 111.

Hinterlasse einen Kommentar